|
BELİRLİ GÜNLER VE
HAFTALAR |
| BİLİM VE
TEKNOLOJİ HAFTASI (8 - 14 Mart) |
 |
Bilim ve Teknoloji Haftası (TTK. nun 66
sayılı, 30.4.1998 tarihli kararıyla eklenen hafta)
TDK sözlüğünde bilim şöyle tanımlanıyor:
Bilim “Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen,
deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya
çalışan düzenli bilgi.”
“Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve
dizgesel bilgi.”
“Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe
yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci.”
Bilim ile uğraşan bir kişinin bu tanımları yeterli bulmayacağını
söylemeye gerek yoktur. Bu nedenle, bilimin eksiksiz bir
tanımını yapmaya kalkışmak yerine, onu açıklamaya çalışmak daha
doğru olacaktır.
İnsan doğaya egemen olmak ister!
Derler ki insanoğlu var oluşundan beri doğayı bilmek, doğaya
egemen olmak istemiştir. Bu nedenle, insan var oluşundan beri
doğayla savaşmaktadır. Son zamanlarda, bu görüşün tersi ortaya
atılmıştır: İnsan doğayla barış içinde yaşama çabası içindedir.
Bence bu iki görüş birbirlerine denktir. Bazı politikacıların
dediği gibi, sürekli barış için, sürekli savaşa hazır olmak
gerekir.
Gök gürlemesi, şimşek çakması, ayın ya da güneşin tutulması,
hastalıklar, afetler, vb. doğa olayları bazen onun merakını
çekmiş, bazen onu korkutmuştur.
Öte yandan, bu olgu, insanı, doğadan korkusunu yenmeye ve
merakını gidermeye zorlamıştır. Korkuyu yenebilmenin ya da
merakı gidermenin tek yolunun, onu yaratan doğa olayını bilmek
ve ona egemen olmak olduğunu, insan, önünde sonunda anlamıştır.
Peki, insanoğlunun doğayla giriştiği amansız savaşın tek nedeni
bu mudur? Başka bir deyişle, bilimi yaratan güdü, insanoğlunun
gereksinimleri midir?
Elbette korku ve merakın yanında başka nedenler de vardır.
İnsanın (toplumun) egemen olma isteği, beğenilme isteği, daha
rahat yaşama isteği, üstün olma isteği vb. nedenler bilgi
üretimini sağlayan başka etmenler arasında sayılabilir. İnsanın
korkusu, merakı ve istekleri hiç bitmeden sürüp gidecektir.
Öyleyse, insanın doğayla savaşı (barışma çabası) ve dolayısıyla
bilgi üretimi de durmaksızın sürecektir.
Bilim neyle uğraşır?
Bilimin asıl uğraşı alanı doğa olaylarıdır. Burada doğa
olaylarını en genel kapsamıyla algılıyoruz. Yalnızca fiziksel
olguları değil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel vb.
bilgi alanlarının hepsi doğa olaylarıdır. Özetle, insanla ve
çevresiyle ilgili olan her olgu bir doğa olayıdır. İnsanoğlu, bu
olguları bilmek ve kendi yararına yönlendirmek için var
oluşundan beri tükenmez bir tutkuyla ve sabırla uğraşmaktadır.
Başka canlıların yapamadığını varsaydığımız bu işi, insanoğlu
aklıyla yapmaktadır.
Bilimin gücü
Bilim, yüzyıllar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi
niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bu
süreçte, çağdaş bilimin dört önemli niteliği oluşmuştur:
Çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma.
Çeşitlilik
Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin
iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi
ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, ırk, ülke
tanımaz. Böyle olduğu için, ilgilendiği konular çeşitlidir; bu
konulara sınır konulamaz. Hatta bu konular sayılamaz,
sınıflandırılamaz.
Süreklilik
Bilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Krallar,
imparatorlar ve hatta dinler yasaklamış olsalar bile, bilgi
üretimi hiç durmamıştır; bundan sonra da durmayacaktır.
Bir evrim süreci içinde her gün yeni bilimsel bilgiler, yeni
bilim alanları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bilime, herhangi
bir anda tekniğin verdiği en iyi imkânlarla gözlenebilen,
denenebilen ya da var olan bilgilere dayalı olarak usavurma
kurallarıyla geçerliği kanıtlanan yeni bilgiler eklenir.
Ayıklanma
Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği her an, isteyen herkes
tarafından denetlenebilir. Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu
anlaşılan bilgiler kendiliğinden ayıklanır; yerine yenisi
konulur.
Bu noktada şu soru akla gelecektir. Sürekli yenilenme ve
ayıklanma süreci içinde olan bilimsel bilginin doğruluğu,
evrenselliği savunulabilir mi? Bu sorunun yanıtını verebilmek
için, bilimsel bilginin nasıl üretildiğine bakmamız
gerekecektir. Sanıldığının aksine, bilimsel bilgi üretme yolları
çok sayıda değildir; yalnızca iki yöntem vardır. Bu yöntemler
başka bir yazının konusu olacaktır.
|
|